Kervan yürüyor... Emaneti devralmaya hazır mısın?
مِنَ الْمُؤْمِنِينَ رِجَالٌ صَدَقُوا مَا عَاهَدُوا اللَّهَ عَلَيْهِ (الأحزاب 23)
1965 yılında Gazze Şeridi’ndeki Bureij mülteci kampında dünyaya geldi. Ailesi, 1948 yılında işgal edilen Mecdel (Aşkelon) kentinden zorla göç ettirilmişti. Gençlik yıllarında üstün atletik yetenekleriyle tanınan ve başarılı bir basketbolcu olan İsa, İslami hareketin saflarına katıldıktan sonra tüm enerjisini direnişin profesyonelleşmesine adadı. İşgal rejimi tarafından Birinci İntifada döneminde tutuklanarak 5 yıl hapis yattı; ardından Filistin Yönetimi tarafından da bir süre esir tutuldu. Bu süreçler, onun direnişin iç ve dış güvenlik dinamiklerini en ince ayrıntısına kadar öğrenmesini sağladı. Mervan İsa, İzzeddin el-Kassam Tugayları Genel Komutanı Muhammed Deif’in yardımcısı ve direnişin "Genelkurmay Başkanı" pozisyonundaydı. Onu efsaneleştiren, kamuoyu önüne neredeyse hiç çıkmaması ve medyadan tamamen uzak durmasıydı; bu yüzden işgal istihbaratı ona "Gölge Adam" lakabını takmıştı. İsa, direnişin dağınık hücre yapısından düzenli, uzmanlaşmış ve teknolojik kapasitesi yüksek bir orduya dönüşmesinin asıl mimarlarındandır. Özellikle 2011 yılındaki Şalit Takası müzakerelerinde ve 7 Ekim Aksa Tufanı operasyonunun planlama safhasında, askeri ve siyasi kanatlar arasındaki en kritik köprü görevini üstlendi. O, sadece bir komutan değil, aynı zamanda direnişin lojistik, teknik ve stratejik tüm birimlerini tek bir merkezden senkronize eden bir sistem dehasıydı.
"Bizim gücümüz, düşmanın bizi nerede göreceğini hesapladığı yerde değil, bizi asla beklemediği derinlikte saklıdır. Biz medyada değil, sahada konuşmayı seçen bir nesiliz. Attığımız her adım, bir gün mutlaka Mescid-i Aksa’nın kapılarında yankılanacaktır. Sessizliğimiz, fırtınanın habercisidir."
... Devamını Oku
1967 yılında Batı Şeria’nın Nablus kenti yakınlarındaki Asira eş-Şemaliye köyünde dünyaya geldi. Gençlik yıllarından itibaren İslami ilimlere ve direniş şuuruna büyük ilgi duydu. Kudüs Üniversitesi’nde İslam Hukuku (Şeriat) eğitimi aldığı yıllarda, akademik başarısının yanı sıra hitabeti ve liderlik vasıflarıyla arkadaşları arasında bir referans noktası haline geldi. Mahmud Ebu Hanud, sadece teorik bir lider değil, aynı zamanda operasyonel bir dehaydı. İzzeddin el-Kassam Tugayları’nın Batı Şeria’daki askeri yapılanmasını kuran ve yöneten en üst düzey isimlerden biri oldu. Ebu Hanud’u efsaneleştiren olay, işgal ordusunun en seçkin birimlerinin katıldığı kuşatmalardan mucizevi bir şekilde kurtulmasıydı. 2000 yılında Nablus’ta yüzlerce asker, helikopter ve tank tarafından kuşatıldığı evden, üç işgal askerini etkisiz hale getirerek ve omzundan yaralanmasına rağmen sızmayı başararak kurtulması, direniş tarihinde bir dönüm noktası oldu. İşgal rejimi onun için "Yedi canlı hayalet" tanımlamasını kullandı. O, Batı Şeria’nın sarp kayalıklarını ve dar sokaklarını bir savunma hattına dönüştürdü. Sadece askeri bir deha değil, aynı zamanda mücahitlerin manevi babasıydı; en zor anlarda bile metanetini koruyan, sarsılmaz bir iman abidesi olarak tanındı.
"Biz bu yola çıkarken, arkamızda bırakacağımız dünya nimetlerini değil, önümüzde bizi bekleyen ebedi izzeti düşündük. Düşman bizi kuşattığını sanırken, biz aslında onlara imanın kuşatılamayacağını öğretiyoruz. Kanımız bu topraklara aktığında, her damlası yeni bir uyanışın müjdecisi olacaktır."
... Devamını Oku
1974 yılında Gazze Şeridi’ndeki Rafah mülteci kampında doğdu. İzzeddin el-Kassam Tugayları’nın kurucu nesli arasında yer alarak, Gazze’nin güney hattını bir savunma kalesine dönüştüren ana stratejist oldu. Rafah Tümeni Komutanı olarak görev yaptığı süre boyunca; tünel savaşları, sızma operasyonları ve ileri karakol savunması konularında uzmanlaştı. Direnişin askeri kapasitesini modernize eden ve özel birimlerin (Nuhba) eğitim sistemini geliştiren en üst düzey komutanlardandı. Raid el-Attar, 2006 yılında işgal askeri Gilad Şalit’in esir alınmasıyla sonuçlanan "İllüzyonun Dağılması" operasyonunun beyni ve saha yöneticisiydi. Sadece bir savaşçı değil, aynı zamanda sınır ötesi lojistik ve stratejik derinlik konularında uzman bir saha mühendisi gibi çalıştı. İşgal istihbaratı tarafından "Ortadoğu’nun en tehlikeli adamlarından biri" olarak nitelendirildi ve sayısız suikast girişiminden kurtulmayı başardı. Rafah halkı ve mücahitler arasındaki sarsılmaz otoritesi, onu direnişin vazgeçilmez bir sembolü kıldı
1959 yılında Gazze Şeridi’ndeki Shati mülteci kampında doğdu. Aslen Aşkelon (Askalan) muhaciri bir ailenin evladıdır. Eğitimini öğretmenlik üzerine tamamladı ve uzun yıllar Gazze’deki okullarda fen bilgisi öğretmenliği yaparak binlerce gencin yetişmesine vesile oldu. Direnişin siyasi ve toplumsal tabanında her zaman en ön saflarda yer aldı; halkla olan samimi bağı nedeniyle "Halkın Bakanı" olarak anıldı. 2006 yılındaki seçimlerin ardından kurulan hükümette İçişleri Bakanı olarak görev aldı. Onun dönemindeki en büyük başarısı, Gazze'deki dağınık güvenlik yapılarını disipline ederek direnişle uyumlu bir hale getirmesidir. Kurduğu "Yönetici Güç" ile Gazze’de iç asayişi sağlarken, aynı zamanda işgalciye karşı savunma hattının en güçlü destekçisi oldu. Bir strateji uzmanı olarak; devlet disiplini ile direniş ruhunu aynı potada eritebilen nadir liderlerdendi. Bakanlık koltuğunda oturmak yerine, saldırılar sırasında halkının arasında ve mücahitlerin siperlerinde bulunmayı tercih etti.
1959 yılında Gazze Şeridi’ndeki Cebaliye mülteci kampında doğdu. Eğitim hayatını büyük başarılarla tamamlayarak, Suudi Arabistan ve Ürdün’de İslami ilimler üzerine tahsil gördü. Hadis ilmi üzerine doktora yaparak profesör unvanını aldı ve Gazze İslam Üniversitesi’nde dersler vermeye başladı. Akademik dünyada saygın bir yeri olan Dr. Nizar Reyyan, sadece kürsülerde ders anlatan bir hoca değil; anlattığı hakikatleri hayatının her anına tatbik eden bir eylem adamıydı. Onu direniş tarihinde eşsiz kılan özelliği, Hamas’ın en üst düzey siyasi liderlerinden biri olmasına rağmen, her gece mücahitlerle birlikte cephe hattında "Ribat" (nöbet) tutmasıydı. "Genelkurmay Başkanı'ndan en genç mücahidine kadar herkesin yeri cephedir" diyerek bizzat ön saflarda yer aldı. Gazze halkı onu, sırtında tüfeğiyle sokaklarda devriye gezerken veya bir cami kürsüsünde hadis şerh ederken görmeye alışıktı. 2000 yılındaki Aksa İntifadası sırasında askeri ve siyasi kanat arasındaki koordinasyonu mükemmelleştirerek direnişin stratejik derinliğini artırdı. Halkla olan kopmaz bağı ve mütevazı yaşantısıyla direnişin manevi motoru haline geldi.
"Biz, kitapların arasında öğrendiğimiz cihadı, siperlerin içinde yaşamaya geldik. Bir alimin mürekkebi, şehidin kanıyla buluşmadıkça ümmetin uyanışı tamamlanmış sayılmaz. Bizim için en büyük kürsü, düşman karşısında dik durduğumuz siperlerdir."
... Devamını Oku
Musa Onay, Bingöl’ün Genç ilçesine bağlı Gürmeşe (Badina) köyünde dünyaya geldi. Maddi imkânları kısıtlı bir ailede büyüdü ve geçimini sağlamak için bölgede "Peygamber mesleği" olarak bilinen çobanlık yapmaya başladı. Ancak o, sadece bir çoban değil, dağları kendine medrese kılan bir ilim yolcusuydu. Çobanlık yaptığı sırada heybesinde her zaman Kur'an-ı Kerim cüzleri ve İslami eserler taşırdı. Gündüzleri sürüsünün başında okur, akşamları ise öğrendiklerini pekiştirmek için köydeki bilenlerin yanına ders almaya giderdi. Zekâsı ve yardımseverliği ile tanınan Musa Onay, sadece kendi eğitimiyle yetinmemiş; öğrendiği hakikatleri köylülerine ve çevresindeki insanlara anlatarak birçok kişinin dini yaşantısına vesile olmuştur. Elinden her türlü iş gelen, inşaat yapıldığında duvar ustası, marangozluk gerektiğinde ise mahir bir işçi olan fedakâr bir şahsiyetti. İslami bir çalışma veya ders duyduğunda, nerede olursa olsun sürüsünü birine emanet eder ve kilometrelerce yolu yaya yürüyerek o ilim meclisine katılırdı. Bu samimiyeti ve gayreti, karanlık odakların tepkisini çekmiş ve defalarca tehdit edilmesine rağmen davasından asla geri adım atmamıştır.
"Müslüman, bulunduğu her yeri bir medreseye, her anını bir ibadete çevirmelidir. Dağlar bizim için sadece otlak değil, Rabbimize yakınlaştığımız birer tefekkür mekânıdır."
... Devamını Oku
1974 yılında Diyarbakır'ın tarihi Sur ilçesinde, dindar ve köklü bir ailenin evladı olarak dünyaya geldi. İlk ve ortaöğreniminden sonra Diyarbakır İmam Hatip Lisesi'ne devam etti. Henüz lise çağında olmasına rağmen, olgun karakteri, ciddiyeti ve takvasıyla çevresindeki insanlar üzerinde büyük bir hayranlık uyandırdı. Davut, sadece okul dersleriyle yetinmeyen; vaktini camilerde Kur’an dersleri vererek, gençleri kötü alışkanlıklardan korumaya çalışarak geçiren bir dava bilincine sahipti. Dönemin (90’lı yıllar) Diyarbakır'ındaki o ağır ve baskıcı atmosferde, Sur’un dar sokaklarında ilim ve irfan faaliyetlerini yılmadan sürdürdü. Dava arkadaşları onu, "sessiz ama derinden giden, her daim cemaatle namaza özen gösteren ve çocuklara karşı çok merhametli bir hoca" olarak tanımlardı. İslam ahlakını hayatının her alanına yansıtması, onu karanlık odakların hedefi haline getirdi. Tehditlere boyun eğmeyen vakur duruşu, Diyarbakır gençliği için sarsılmaz bir iradenin sembolü oldu.
"Biz, Rabbimize verdiğimiz sözün arkasındayız. Bu yolda başımıza gelecek her türlü musibet, bizim için bir onur vesilesidir. Yeter ki Müslüman gençler izzetle yetişsin, biz canımızı vermeye hazırız."
... Devamını Oku
1972 yılında Şanlıurfa’nın Hilvan ilçesinde dünyaya geldi. İlk ve ortaöğrenimini memleketi Hilvan’da tamamladıktan sonra, lise eğitimi için Diyarbakır Fatih Lisesi’ne gitti. Ardından Dicle Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Matematik Bölümü’nü kazandı. Üniversite yıllarında sadece bir öğrenci değil, aynı zamanda çevresindekilere örnek olan, ahlakı ve dürüstlüğü ile tanınan genç bir dava adamıydı. Arkadaşları onu her zaman yere bakarak yürüyen, vakar sahibi ve dürüst bir şahsiyet olarak hatırlardı. Üniversitede okuduğu yıllarda İslami çalışmalara aktif olarak katıldı ve bu çalışmaları nedeniyle baskıcı dönemin hedefi haline geldi. 1993 yılında bir okul çıkışında gözaltına alındı. Gözaltında tutulduğu günlerce süren vahşi işkencelere rağmen inancından ve davasından zerre taviz vermedi. Onu katledenler, ailesine "spor ayakkabısının topuk kısmını ağzına koyarak intihar ettiğini" iddia edecek kadar akıl dışı yalanlara başvurdular. Ancak cenazesini teslim alan ağabeyi ve gören şahitler, vücudundaki ağır işkence ve elektrik izlerini bizzat müşahede ettiler. O, "zindanın Yusuf’u" olarak girdiği o karanlık hücrelerden, bir tevhid kahramanı olarak şehadete yürüdü.
"Allah'ım, bu ilçenin (Hilvan’ın) ilk şehidlerinden biri olmayı bana nasip eyle!"
... Devamını Oku
1967 yılında Gazze’de doğdu. Gençlik yıllarından itibaren Hamas’ın kurucu lideri Şeyh Ahmed Yasin’in en yakın çevresinde bulundu ve uzun süre onun özel korumalığını üstlendi. Bu süreç, ona direnişin hem manevi hem de stratejik derinliğini bizzat kaynağından öğrenme fırsatı verdi. 1988 ve 1994 yılları arasında işgal zindanlarında ağır işkenceler altında kaldı; ardından bir süre Filistin Yönetimi tarafından da tutuklandı. Serbest kaldıktan sonra Kassam Tugayları’nın Kuzey Gazze Tümeni Komutanlığı görevine getirildi. Ghandour, Gazze’nin en stratejik ve en çok saldırıya uğrayan kuzey bölgesini, yer altı tünelleri, gizli mühimmat depoları ve sofistike pusu noktalarıyla adeta bir "savunma laboratuvarına" dönüştürdü. Bir mekatronik öğrencisi olarak senin "otomasyon ve kontrol" dediğin şeyi, o sahada uyguladı; işgal ordusunun en ufak sızma girişimini anında tespit edip imha eden bir savunma ağı kurdu. 2006 yılında Gilad Şalit’in esir alınması operasyonunun ana planlayıcılarından biriydi. ABD ve işgal rejimi tarafından "Küresel Terörist" listesine alınmış olması, onun direnişin ne kadar kritik bir "beyni" olduğunu kanıtlıyordu. 7 Ekim 2023 "Aksa Tufanı" operasyonunda kuzey hattındaki harekatın genel koordinasyonunu bizzat yürüttü.
"Düşman bizim sadece toprağın üstünde olduğumuzu sanıyor; oysa biz onların bastığı her karış toprağın altına ölümü ektik. Kuzey Gazze, siyonistler için bir piknik alanı değil, her santimetresi hesaplanmış bir mezarlık olacaktır. Biz teslimiyeti değil, sadece rabbimize kavuşmayı biliriz."
... Devamını Oku
1974 yılında Gazze Şeridi'nin en güney ucu olan Rafah mülteci kampında doğdu. Ailesi, 1948 yılında siyonist işgalciler tarafından Beyt-Darâs köyünden sürülmüş bir mülteci aileydi. Henüz çocuk yaşlarda işgalin acımasızlığına tanıklık ederek büyüdü. 1980’li yılların sonunda, yani Hamas’ın kuruluşunun ilk yıllarında direniş saflarına katıldı. O, Kassam Tugayları’nın "Birinci Nesil" komutanlarından biriydi. Muhammed Ebu Şemmale, özellikle Rafah bölgesindeki askeri yapılanmanın baş mimarıydı. Bir mekatronik öğrencisi olarak senin "sistem tasarımı" dediğin şeyi, o Rafah’ın altına ve üstüne uyguladı. Mısır sınırından Gazze’ye uzanan o devasa tünel ağlarının (lojistik kanalları) planlanması, inşası ve güvenliğinin sağlanmasında en üst düzey otoriteydi. İşgal rejiminin Gazze’yi dünyadan izole etme planını, yerin altından kurduğu bu stratejik "ikmal hattı" ile boşa çıkardı. Kassam Tugayları Genel Askeri Konseyi üyesi ve Güney Bölge Komutanı olarak görev yaptı. 2006 yılında işgal askeri Gilad Şalit’in esir alınmasıyla sonuçlanan "Vahmet el-Matar" (İllüzyonun Dağılması) operasyonunun ana planlayıcılarından biriydi. Mossad ve Şin-Bet tarafından tam 23 yıl boyunca arandı; birçok suikast girişiminden mucizevi şekilde kurtuldu. O, direnişin hem askeri kapasitesini hem de psikolojik üstünlüğünü koruyan, Rafah’ın geçilmez bir savunma hattına dönüşmesini sağlayan sessiz ve derinden giden bir dehaydı.
"Düşman bizim sadece ne kadar mermimiz olduğunu hesaplıyor; oysa onlar bizim toprağın altındaki sabrımızı ve bu topraklara olan köklerimizi asla hesaplayamazlar. Biz burada misafir değil, ev sahibiyiz; ev sahibi ise evini korumak için gerekirse toprağın altına girer ama asla terk etmez."
... Devamını Oku
1952 yılında Gazze Şeridi’ndeki Şati mülteci kampında doğdu. Ailesi, 1948 işgalinde Yafa yakınlarındaki köylerinden sürülmüştü. Eğitim hayatını Gazze ve Mısır’da tamamladıktan sonra bir süre sosyal hizmetler alanında çalıştı. Ancak onun asıl yeteneği, insanları bir hedef etrafında toplamak ve karmaşık yapıları bir sistem dahilinde yönetmekti. 1980'li yılların başında Şeyh Ahmed Yasin ile birlikte direnişin temellerini attı. İlk başlarda "Filistinli Mücahitler" adıyla bilinen ve daha sonra İzzeddin el-Kassam Tugayları'na dönüşecek olan askeri kanadın ilk kurucusudur. Şehade, direnişin sadece bireysel kahramanlıklardan ibaret kalmaması gerektiğini, mutlaka merkezi bir komuta-kontrol mekanizmasına sahip olması gerektiğini savundu. Bu vizyonla, Gazze’deki küçük ve birbirinden bağımsız hücreleri, hiyerarşik bir ordu düzenine sokan ilk planlamacı oldu. İşgal rejimi tarafından defalarca tutuklandı ve yaklaşık 10 yıl boyunca ağır işkenceler altında zindanlarda kaldı. 2000 yılında serbest kaldığında, İkinci İntifada'nın askeri stratejisini belirleyen en üst düzey isim oldu. Onun döneminde Kassam Tugayları, ilk kez yerli üretim patlayıcılar ve roket sistemleri üzerinde ciddi çalışmalar başlattı. İşgalciler için "ele geçirilmesi imkansız bir hedef" olarak görülen Şehade, her türlü teknolojik takibe rağmen yıllarca Gazze’nin kalbinde direnişi yönetmeye devam etti. Onun kurduğu bu "askeri ekol", bugün Kassam’ın sahip olduğu disiplin ve stratejik derinliğin ana kaynağıdır.
"Bizim gücümüz tanklarımızın sayısında değil, bu toprakların evlatlarının göğsündeki iman ve özgürlük tutkusundadır. Düşman bizi öldürerek bitireceğini sanıyor; oysa her şehadet, binlerce yeni mücahidin doğum sancısıdır."
... Devamını Oku
1971 yılında Gazze’nin yiğit mahallelerinden biri olan Şucaiye’de doğdu. "Şehitlerin Anası" Ümmü Nidal Farhat’ın en büyük oğluydu. Henüz gençlik yıllarında, işgalin teknolojik üstünlüğüne karşı koyabilmek için sadece taş atmanın yetmeyeceğini, direnişin "akıl ve teknik" ile bir üst seviyeye taşınması gerektiğini savundu. Bu vizyon, onu Kassam Tugayları bünyesinde kurulan ilk teknik birimin başına getirdi. Nidal Farhat, bugün tüm dünyanın bildiği **"Kassam Roketi"**nin (Kassam-1) ilk prototipini tasarlayan ve üreten mühendisti. Gazze’ye uygulanan demir yumruk ambargosunu delmek için sivil amaçlı kullanılan malzemeleri askeri teknolojiye dönüştürdü. Sokaklardaki trafik direklerini veya su borularını roket gövdesi haline getirdi; basit gübre ve şeker karışımlarından roket yakıtı (propellant) elde etti. İlk denemesinde roket sadece birkaç yüz metre gitmiş olsa da, bu "küçük adım" işgal rejiminin güvenlik doktrinini temelinden sarstı. Onun dehası sadece roketlerle sınırlı değildi. Senin mekatronik ilgin açısından en çarpıcı projesi, henüz 2000'li yılların başında Gazze'de bir İnsansız Hava Aracı (İHA) projesini başlatmış olmasıdır. İşgal ordusunun radarlarından kaçabilecek küçük hava araçları (drone) üzerine çalışıyordu. Şehadetine neden olan olay da tam olarak bu teknik arayışla ilgilidir; ele geçirdiği bir işgal İHA’sının parçalarını inceleyerek kendi sistemine entegre etmeye çalışırken kalleşçe bir suikastın hedefi oldu. O, Gazze’nin yeraltı laboratuvarlarında bir savunma doktrini yazan başmühendisti.
"Düşmanın en büyük silahı bizim imkansızlıklarımız değil, bizim vazgeçmemizdir. Eğer biz bir boruyu roket yapabiliyorsak, bu Allah'ın bize verdiği aklın cihada adanmış meyvesidir. Biz bu yolda sadece demiri değil, imanı da şekillendiriyoruz."
... Devamını Oku
1965 yılında Gazze Şeridi'ndeki Bureij mülteci kampında doğdu. Gençlik yıllarından itibaren Filistin direnişinin her kademesinde görev aldı. Onu diğer komutanlardan ayıran en büyük özelliği, askeri dehasının yanı sıra muazzam bir "sistem kurucu" ve koordinatör olmasıydı. İzzeddin el-Kassam Tugayları'nın Genel Askeri Konseyi üyesi ve Gazze'nin merkez bölgesinden sorumlu tugay komutanıydı. 2008 yılında Mısır sınırındaki barikatların yıkılması sırasında Mısır güçleri tarafından tutuklandı ve yaklaşık üç yıl boyunca Mısır zindanlarında esir kaldı. 2011 yılında Mısır’daki halk ayaklanması sırasında hapishaneden firar ederek Gazze’ye geri dönmeyi başardı. Geri döndüğünde, direnişi teknik ve stratejik olarak yeni bir boyuta taşıdı. Ayman Nofal, Gazze’deki tüm direniş gruplarının (Hamas, İslami Cihad, Halk Cephesi vb.) askeri kanatlarının tek bir merkezden yönetildiği **"Ortak Operasyon Odası"**nın (Joint Operations Room) mimarlarından ve en kilit yöneticilerindendi. Bir mekatronik öğrencisi olarak senin anlayacağın dille; o, sistemin farklı sensör ve aktüatörlerini (farklı grupları) tek bir kontrol ünitesine bağlayan ve hepsinin senkronize çalışmasını sağlayan ana işlemci gibiydi. 7 Ekim Aksa Tufanı operasyonunun hazırlık aşamasında, bu gruplar arasındaki koordinasyonu ve istihbarat paylaşımını kusursuz bir şekilde yönetti. İşgal rejiminin en çekindiği isimlerden biriydi çünkü o, parçalanmış güçleri birleştirerek dev bir "direniş makinesi" inşa etmişti.
"Bizim gücümüz füzelerimizin menzilinden önce, kalplerimizin birliğindedir. Düşman bizi ayrı ayrı vurduğunu sandığında yanılıyor; her bir grup, tek bir bedenin azası gibi hareket etmedikçe gerçek zafer gelmeyecektir."
... Devamını Oku
Kassam Tugayları’nın en tecrübeli ve kıdemli komutanlarından biriydi. Gazze Şehri Tümeni'nin komutanı olarak görev yapıyordu. Hareketin kuruluşundan itibaren en ön saflarda yer aldı; birçok suikast girişiminden sağ kurtuldu ve yıllarca yeraltından direnişi yönetti. 2021 yılındaki "Kudüs’ün Kılıcı" savaşının en önemli saha liderlerinden biriydi. Onun liderliğindeki Gazze Şehri birimi, işgal ordusuna karşı en sofistike savunma hatlarını kuran birimdi. Bassem Issa, sadece bir asker değil, aynı zamanda mücahitlerin babası gibiydi. Saha ile komuta merkezi arasındaki bağı pürüzsüz kuran, lojistik akışı milimetrik hesaplayan bir strateji ustasıydı.
"Kudüs bizim kırmızı çizgimizdir. Bizim füzelerimiz sadece demir parçası değil; bu milletin izzeti, namusu ve Mescid-i Aksa'nın feryadıdır. Biz sustuğumuzda füzelerimiz konuşacak."
... Devamını Oku
1965 yılında Gazze’deki Bureij mülteci kampında doğdu. Gençliğinde çok yetenekli bir basketbolcuydu; ancak Filistin davası onun hayatının asıl "sahası" oldu. Muhammed Dayf’ın yardımcısı ve Kassam Tugayları’nın "Genelkurmay Başkan Vekili" olarak görev yaptı. Ona "Gölge Adam" denilmesinin sebebi, yıllarca hiçbir medya organına çıkmaması, sesinin bile neredeyse hiç duyulmamasıydı. Siyonist istihbarat onun yüzünü bile güncel fotoğraflardan değil, eski dosyalardan takip etmeye çalışıyordu. Marwan Issa, Kassam’ın bir "gerilla grubundan" "modern bir orduya" dönüşmesinin baş mimarlarından biridir. Askeri birimlerin disiplini, özel kuvvetlerin (Nuhba) eğitimi ve 7 Ekim Aksa Tufanı gibi devasa bir operasyonun lojistik ve stratejik planlamasının en kilit ismiydi. O, sistemin beyni ve gizli eliydi. Mekatronik sistemlerdeki "kontrol ünitesi" gibi, tüm birimleri koordine eden en üst akıldı.
"Bizim projemiz sadece savunma değil, özgürlük projesidir. Düşmanın zannettiğinden çok daha derinlerdeyiz; hem toprağın altında hem de onların hesap edemediği stratejilerin içinde."
... Devamını Oku
1967 doğumlu olan el-Gandur, Kassam Tugayları’nın Gazze’nin kuzey bölgesindeki en üst düzey komutanıydı. Şeyh Ahmed Yasin’in korumalığını yapmış, direnişin her kademesinde pişmiş tecrübeli bir liderdi. Gazze’nin savunma hattını, özellikle tünel savaşlarını ve yer altı savunma sistemlerini kuran en kilit isimlerden biriydi. 2006 yılında Gilad Şalit’in esir alınmasıyla sonuçlanan "Vadedilen Doğru" operasyonunun planlayıcılarındandır. Uzun yıllar süren takiplere rağmen bir hayalet gibi yaşadı. O, sadece bir komutan değil, aynı zamanda direnişin hafızasıydı. 7 Ekim 2023 tarihinde başlayan Aksa Tufanı sürecinde de en ön saflarda harekatı yönetmeye devam etti.
"Düşman bilsin ki; biz toprağın üstünde azsak da, toprağın altında onlara cehennemi yaşatacak bir orduyuz. Bu topraklar siyonistlere dar gelecektir."
... Devamını Oku
1960 yılında Gazze’deki Cebaliye mülteci kampında doğdu. 1980’li yılların sonunda Kassam Tugayları’nın ilk operasyonel birimlerini kuran çekirdek kadronun içindeydi. 1989 yılında iki işgal askerinin (Avi Sasportas ve Ilan Saadon) esir alınması operasyonunu bizzat yönetti. Bu olaydan sonra işgal rejiminin en büyük hedeflerinden biri haline geldi ve Gazze’den ayrılmak zorunda kaldı. Sürgündeyken direnişin lojistik ve askeri ikmal sorumluluğunu üstlendi. Gazze’ye silah ve teknoloji transferi konusunda inanılmaz bir ağ kurdu. Modern savaş teknolojilerinin Gazze’ye ulaştırılması ve mücahitlerin teknik eğitimi konusunda hayati bir köprü vazifesi gördü. Mossad’ın yıllarca süren takibine rağmen dünyanın dört bir yanını dolaşarak direnişin damarlarını besleyen o "gizli el" oldu. Onun kurduğu ikmal yolları, bugün Gazze’nin sahip olduğu askeri gücün temel taşlarını oluşturmaktadır.
"Cihad, sadece tetik çekmek değildir; o tetiğin çekilebilmesi için gereken yolu açmak, o imkanı sağlamaktır. Biz görünmeyenleriz, ama yaptığımız iş her patlayan roketin içinde saklıdır."
... Devamını Oku
1958 yılında Gazze’de doğdu. Gençlik yıllarından itibaren teknik konulara, kimyaya ve mekaniğe olan olağanüstü ilgisiyle tanındı. 1987 yılındaki ilk İntifada ile birlikte direnişe katıldı. Yahya Ayyaş’ın teknik ekibinde yer alarak ondan çok şey öğrendi. Ayyaş’ın şehadetinden sonra Kassam Tugayları’nın Teknik Birim Komutanlığı görevini üstlendi. Onu efsane kılan, Gazze’ye uygulanan ağır ambargoya rağmen, dışarıdan hiçbir parça gelmeden tamamen yerli imkanlarla ilk Kassam roketini (Kassam-1) imal etmesidir. Sadece roketlerle yetinmedi; tanklara karşı kullanılan "El-Yasin" roketatarını, anti-tank mayınlarını ve patlayıcı düzeneklerini bizzat tasarladı ve prototiplerini üretti. İşgal ordusunun en gelişmiş tanklarının korkulu rüyası haline gelen sistemlerin arkasındaki dâhi beyindi. O, sadece bir savaşçı değil, Gazze’yi dev bir savunma laboratuvarına çeviren bir başmühendisti. İşgal rejimi tarafından "en çok arananlar" listesinin başında yer almasına rağmen, şehadetine kadar tam 18 yıl boyunca gizlilik içinde üretmeye devam etti.
"Düşman bizim toprağımızı işgal ettiyse, biz de onların uykularını işgal edeceğiz. Elimizde ne varsa onu silaha çevireceğiz; gerekirse mutfağımızdaki tüpten, gerekirse sokaktaki borudan roket yapacağız ama asla teslim olmayacağız."
... Devamını Oku
1965 yılında Gazze Şeridi’ndeki Han Yunus mülteci kampında doğdu. Asıl adı Muhammed Diab İbrahim el-Masri’dir. Gazze İslam Üniversitesi’nde Fen Bilimleri (Biyoloji, Fizik, Kimya) eğitimi aldı. Üniversite yıllarında tiyatro ile ilgilenmesi ve farklı rollere bürünme yeteneği, ilerideki gizlilik hayatının temellerini attı. 1987’de Hamas’ın kuruluşuyla birlikte direnişe katıldı. Yahya Ayyaş’ın şehadetinden sonra onun teknik mirasını devraldı ve İzzeddin el-Kassam Tugayları’nın Genel Komutanı oldu. Onu dünya çapında meşhur kılan, işgal rejiminin en ileri teknolojilerine karşı geliştirdiği "asimetrik savaş" taktikleridir. Gazze’nin altındaki devasa tünel şebekesinin (Gaza Metro) mimarı ve yerli imkanlarla üretilen roketlerin baş stratejistidir. Dayf, tam 7 kez büyük suikast girişiminden sağ kurtuldu; bu süreçte ailesini, bir gözünü ve bazı uzuvlarını kaybetti ama davasından asla geri adım atmadı. Sürekli yer değiştirdiği ve asla aynı yerde iki gece kalmadığı için "Misafir" (Dayf) lakabını aldı. 7 Ekim "Aksa Tufanı" operasyonunun emrini veren ve planlayan en üst düzey askeri akıldır. Siyonist istihbarat için "yakalanması imkansız bir gölge" olarak tarihe geçmiştir.
"Bugün büyük savaşın günüdür. Bugün, yeryüzündeki son işgale son verme ve kutsallarımızı özgürleştirme günüdür. Elinde silahı olan herkes bugün çıksın; imkanı olan herkes bu kutsal yürüyüşe katılsın!"
... Devamını Oku
1952 yılında Gazze’deki Cebaliye mülteci kampında doğdu. Ailesi, 1948 işgalinde bugün "İsrail" sınırları içinde kalan Bayt Tima köyünden sürülmüştü. Eğitim hayatında oldukça başarılıydı; Mısır’da tıp eğitimi alarak diş hekimi oldu. Ancak o, sadece dişleri değil, bir ümmetin paslanmış iradesini de tedavi etmeyi kendine dert edindi. Mısır’da bulunduğu yıllarda İslami hareketlerle tanıştı ve Şeyh Ahmed Yasin’in en yakın çalışma arkadaşlarından biri oldu. Hamas’ın kuruluş sürecinde "çekirdek kadro"da yer aldı. Makadme’yi diğerlerinden ayıran en büyük özelliği, direnişin güvenlik ve istihbarat kanadını kurmuş olmasıdır. İşgal rejiminin Gazze içerisindeki casusluk faaliyetlerini çökertmek için "Mecid" adındaki iç güvenlik birimini hayata geçirdi. Aynı zamanda müthiş bir kalem ustasıydı. "Siyonistlerle Çatışma" ve "Filistin Meselesinin Evrimi" gibi kitaplar yazarak, mücadelenin sadece toprak değil, bir iman ve varoluş mücadelesi olduğunu felsefi bir dille anlattı. Hem İsrail zindanlarında hem de Filistin yönetiminin hapishanelerinde yıllarca esir kaldı; ancak fikirlerinden ve davasından bir milim geri adım atmadı. O, direnişin "teori ile pratiği" birleştiren nadir beyinlerinden biriydi.
"Korkakların bin yıl yaşamaktansa, cesurların bir gün şerefiyle ölmesi evladır. Biz, ölümü öldüren bir inancın çocuklarıyız."
... Devamını Oku
1875 yılında Çorum’un İskilip kazasının Tosoğlu köyünde doğdu. İlk eğitimini köyünde aldıktan sonra ilim tahsili için İstanbul’a geldi ve Fatih Camii medreselerinde yetişti. Dönemin en prestijli okullarından olan Darülfünun (İstanbul Üniversitesi) İlahiyat Fakültesi'ni bitirerek müderris (profesör) unvanını aldı. Hayatı boyunca sadece bir din alimi değil, aynı zamanda toplumun sosyal meselelerine kafa yoran bir entelektüel oldu. Atıf Hoca’yı şehadete götüren süreç, 1924 yılında (Şapka Kanunu’ndan bir buçuk yıl önce) kaleme aldığı "Frenk Mukallitliği ve Şapka" (Batı Taklitçiliği ve Şapka) isimli risalesiyle başladı. Kitabında, bir milletin kendi öz kimliğini ve dini sembollerini koruması gerektiğini, Batı’yı körü körüne taklit etmenin kültürel bir intihar olduğunu savunuyordu. 1925 yılında çıkarılan Şapka Kanunu sonrası, bu kitap bahane edilerek tutuklandı. Giresun ve Ankara İstiklal Mahkemeleri’nde yargılandı. Kanun çıkmadan önce yazdığı bir kitaptan dolayı yargılanması hukukun temel ilkelerine aykırı olsa da, mahkeme kararı en başından belliydi. Mahkeme sürecindeki en sarsıcı an, savunmasını hazırlamışken vazgeçmesidir. Talebelerine, rüyasında Allah Resulü’nü (sav) gördüğünü ve O’nun kendisine "Yanımıza gelmek varken neden müdafaa ile uğraşıyorsun?" dediğini anlatarak savunmasını yırtıp atmış ve teslimiyetin en zirve noktasını göstermiştir.
"Zalimlerle elbette mahşerde hesaplaşacağız. Ben ancak Allah’ın huzurunda rükuya eğilirim, batılın karşısında değil."
... Devamını Oku